Akşam ezanı birkaç dakika önce okunmuştu ve anneler yavaş yavaş çocuklarını eve çağırmaya başlamıştı. Babasından dayak yediğini bildiğimiz arkadaşlar annelerinin lafını iki etmeden maçı yarım bırakarak eve koşmuşlardı. Karşı takımın hırçın çocuğu Atakan “oğlum ben size 5’te devre 10’da biter yapalım demiştim, hava kararıyor nasıl tamamlıcaz şimdi maçı” diyerek ortaya bir soru atmıştı. Gerçekten de hava kararıyordu. Üst direğin olmadığı yan direklerin taşlardan oluştuğu kaleler zar zor görünür olmuştu. Hemen atıldım ve “atan galip yiyen mağlup lan” diyerek maçı resmen yeniden başlattım. Şimdi herkes iki kat daha hırslıydı. Yenilecek bir golün telafisi yoktu.Karşı takımın kalecisi Celal bizden 3-4 yaş küçüktü. Daha ilkokul 1’e gidiyordu ve sahanın en ufak boylusuydu. Panter gibi kaleciydi. Her maç toplara uçmaktan pantolonları yırtılırdı.
Karşı takımı resmen ablukaya almıştık. Biz onlardan daha hırslıydık çünkü “gol atan galip” maçına geçmeden önce 12-8 gerideydik. Bir anda maçı kazanma umudumuz olmuştu yani. Gerçek bir duvarla duvar pası yaparak rakipten bir adamı geçmiştim. Topu yanımdaki inanılmaz yetenekli arkadaşım Burak’a aktarmıştım. O da topu ite kaka kale önüne kadar getirip kaleye vurmuştu. Celal her zaman ki gibi yine kurtarmıştı. Fakat gerilerden gelen futbolla pek alakası olmayan zayıf ve gözlüklü bir arkadaş -ki ilerleyen senelerde önce fen lisesini sonra da tıp fakültesini kazanacaktı- topa öyle bir vurdu ki top önce apartmanın birinci katının balkon duvarının altına sonra da kaleci Celal’in hemen üzerinden direk kaleye girdi. Biz gol diye sevinirken rakip takım hemen ‘celal’lenerek önce “duvardan gelen top gol olmaz” sonra da “kalecinin boyunu aştı” tezleriyle golün sayılmaması gerektiğini savundular. Her iki tezlerinde de haklılardı ama bizim takımdan onları dinleyen yoktu. Resmen sevinç yumağı olmuş zıplıyorduk. Hatta içimizden birisi önlük yakasını çıkarıp mendil yapmıştı ve halay başı olarak bize halay çektiriyordu. Karşı takım ise kudurmuş gibi golün sayılmaması gerektiğini anlatıyordu. İşte o an minik Celal’den o sihirli ve mahalle maçlarındaki tartışmalı pozisyonlara noktayı koyan cümle duyuldu: “bence goldü abi”. Bir kaç saniye süren sessizlik bizim takımın zafer çığlıklarıyla kesildi. Artık tartışılacak bir şey kalmamıştı çünkü kendi adamları gol diyordu. “Adamın gol diyor oğlum biz napak adamın kendi gol diyor” diyerek yeniden halay pozisyonunu aldık. Halay çeke çeke uzaklaştık. Neden sonra arkamı dönüp baktığımda kaleci Celal'i takım arkadaşlarından papara yerken gördüm. Maç boyunca inanılmaz kurtarışlar yapan, pantolonunu takımı için yırtmaktan çekinmeyen Celal bir anda hain ilan edilmişti. O günden seneler sonra Mustafa Denizli’nin Hıncal Uluç’u kast ederek söyleyeceği “içimizdeki İrlandalılar” tabirindeki suçlayıcı söylem şimdi bizim Celal’in yüzüne vuruluyordu. Celal artık bizim takım için “enayi” karşı takım için ise “aptal”dan başka bir şey değildi. Ama gerçekten öyle miydi ya? Şimdi burada durup ahlak felsefesinin temel kavramlarına vurgu yaparaktan Celal’in “gol” itirafının sosyolojik boyutlarını incelemeyeceğim. Ama sizi temin ederim Celal’in o boynu bükük hali beni fazlasıyla üzmüştü ve o günden sonra adım atışmaları akabinde gerçekleşen adam seçimlerinde ilk olarak hep Celal'i kendi takımıma seçmeye başlamıştım. Celal benim için artık bir simgeydi. Tüm vücudundan yediği oklara aldırmadan Bizans surlarına ilk sancağı diken Ulubatlı Hasan’dan farkı yoktu Celal’in benim için. O günden sonra takımıma yeteneğe bakmaksızın hep iyi niyetli ve dürüst kişileri seçmeye başladım. Ayı Yogiler, Scooby Doo’lar ve Gerçek Kötülerin yarıştığı “laff-a-lympics” çizgi filmindeki ayı yogiler gibiydik artık. Kaleci Celal ise bizim sevimli ve dürüst ayı Bobo’muzdu.

İşte böyle sevgili dostlar. "adamın gol diyor" isimli bu blog'un amacını, önemini, kuramsal çerçevisini ve yöntemini kavram ve terimlerle anlatmak yerine bir anı ile anlatmayı yeğledim. Bu blog’da da bizler olan biten aleyhimize de olsa, tüm şimşekleri üzerimize de çeksek düşündüklerimizi “enayi” ya da “aptal” yaftası yemeyi önemsemeden aynı ufak Celal gibi yüksek sesle söyleyeceğiz. Her ne kadar adı öyle gibi görünse de bu yalnızca bir futbol blog’u değildir. Bununla birlikte bizler diyoruz ki:
“Bugünün profesyonel futbolcuları zamanın mahalle maçlarında “adamın gol diyor” cümlesinin özneleri olabilselerdi, bugün saatlerce hakemlerin tartışıldığı programlar olmazdı.”
Evet, az önce uydurduğumuz bu aforizma bugünün endüstriyel ve kirli futbolu karşısında çok iyimser dursa da bizler buna inanıyoruz. Dürüstlük büyük bir erdemdir ve sadece dürüst olanlar adil oynayabilirler.
Velhasıl-ı kelam, mahalle maçı tadındaki bu blog'u hayda bre bismillah diyerek açıyoruz...
Sana da dediğim gibi işte olmasam ayakta alkışlayacaktım. Eline sağlık, çok güzel olmuş. İsim için de tekrar tekrar teşekkürler.
YanıtlaSil