29 Mart 2011 Salı

Zeki...

Cenaze namazı 4 tekbir ile kılınırmış bugün bunu öğrendim.

İlk tekbiri alıp dua okuduk. Ben sadece dua okumadım. Okulun o ilk gününü düşündüm. Tüm eğitim hayatım boyunca 8 okul değiştirdim. Bende şöyle bir şey var, okulda ya da kursta ilk kimle tanışıp muhabbet edersem onunla arkadaşlığım uzun süreli olmuyor. Her seferinde ilk gün tanıştığım kişi hakkında "ne iyi biri lan, daha ilk günden iyi bir arkadaş buldum" diyorum ama çok geçmeden ne gıcık biri olduğunu anlıyorum. Ama Zeki öyle değildi. Bu tuhaf istatistiği bozan tek kişiydi.

Boş sınıfta bir tek o vardı. Merhabalaştık. Okulun ilk günü diye fazla gelen giden olmadı bütün gün muhabbet ettik. Servislere binme vakti gelmişti. Baktım aynı servise binmişiz. Yarım saat sonra aynı durakta indik. Meğer bizim evden iki sokak ötede oturuyormuş. Bir yıl boyunca en iyi arkadaşım oldu. İlk tanışıp da bağlantımı kesmediğim tek insandı Zeki.

İkinci tekbiri alıp dua okuduk. Karşımda beyazlar içinde yatıyordu. O an aklıma "Çılgınbatur" geldi. Çılgınbatur bir at. Diğer bütün atlar gibi onun da güzel bir adı var. Bembeyaz bir at. Bir gün öğleden sonra okuldan kaçıp internet kafaye gitmiştik. Yolda ganyan bayi görüp içeri girdik. Hayatımda ilk defa bir ganyan bayine giriyordum. 6'lı oynamaya yeltendim ama ilk koşuyu kaçırmışız. Ancak 3'lü oynayabileceğimi öğrendim. İlk ayağa en yüksek puanlı tek atı yazıp geçtim. İkinci ayakta da aynısını yaptım. 3. ayakta gene en yüksek puanlı atı yazdım. Ordan Zeki "Çılgınbaturu da yaz bence" dedi. "Neden lan" dedim. "Ben bu atı duyduydum" dedi. Atın puanı 0 (sıfır)'dı. "Tamam madem" diyerek o atı da ekledim 20 küsür atın koştuğu son ayağa. Sonra ordan ayrılıp internet kafeye gittik. Bana mirc'e girmeyi öğretti Zeki.

Üçüncü tekbiri alıp dua okuduk. "Beynimi sikim" diyordum kendi kendime. Neden daha önce gitmedimki ziyaretine. Dünya'nın en aptal adamıyım. Çocuk aylardır Antalya'da kanser tedavisi görüyor ve ben bir fırsatını bulup gidemedim. Yakınlarından durumunun kötüleştiğini öğrendim, üstelik beni soruyormuş "Umut gelmeyecek mi" diyormuş. Hemen Salı gününe biletimi aldım. İçinde birlikte olduğumuz bir fotoğrafı Pazartesi günü çoğaltıp çerçeveletip ona hediye olarak götürecektim. Kısmet olmadı, Pazartesi sabah "Zeki'yi kaybettik" mesajını aldım. Ölümünü bekliyordum zaten ama bir kez daha "Beynimi sikim" dedim.

Son tekbiri alıp omuzlarımızda duran meleklere selam verdik. Sonra tabutu omuzladık. Gömdüler. Üstüne toprak attık. Yasin okundu.

O günkü at yarışlarını evde izlemiştim. İlk iki ayak tutmuştu. Hemen Zeki'yi arayıp "son ayak da tutarsa kazanıyoz lan" dedim ve hemen Trt 4'ü açmasını söyledim. Yarışı sıfır puanlı Çılgınbatur 'beyaz bayrak ayna' yaparak kazandı. Yani çıktığı gibi kimseye geçilmeden birinci oldu. Bu tabiri de o gün öğrenmiştim. Ertesi gün 6.5 liramı alıp 3 lirasını Zeki'ye vermiştim. lise 1 talebesi için iyi paraydı. Bugünün 30 lirası falandır.

Vay Zeki vay...Ölümüyle beni o kadar büyük bir vicdan azabıyla baş başa bıraktı ki anlatamam. Tanıdığım en temiz adamlardan biriydi. Ne yani şimdi ben onun numarasını telefonumdan silecek miyim? Cennete gideceğine eminim ama önce kendimi öldüğüne inandırmam gerekiyor.

4 yorum:

  1. Başın sağolsun, ne diyeceğimi bilemedim.

    YanıtlaSil
  2. İnsanın hayatındaki bir kişiyi ne şekilde olursa olsun kaybetmesi her zaman üzüntü vericidir. Allah rahmet eylesin..

    YanıtlaSil
  3. sağolun. dostlar sağolsun...

    YanıtlaSil