30 Mart 2011 Çarşamba

# Peter Handke


"...... Kendimi kıldım.
Kendimi kendim olan kıldım.
Değiştim. Başka biri oldum.
Öykümden sorumlu oldum.
Başkalarının öykülerinin sorumluluğuna ortak oldum.
Diğer öyküler arasında bir öykü oldum.
Dünyayı kendi dünyam yaptım. Akıllı oldum.
Artık yalnız doğayı izlemek zorunda değildim.
Kuralları uygulamak zorundaydim. Zorunluydum.
İnsanların eskiden beri var olan kurallarını uygulamak zorundaydım.
Bir şeyler yapmak zorundaydım.
Bir şeyleri bir köşeye atmak zorundaydım.
Oluruna bırakmak zorundaydım.
Kuralları öğrendim.
Kuralların eğretilemesi olarak kurallar tuzağını öğrendim.
Davranış kurallarını ve düşünme kurallarını öğrendim.
İçselliğin ve dışsallığın,
Nesnelerin ve insanların kurallarını öğrendim.
Genel ve özel kuralları öğrendim.
Bu dünyanın ve öteki dünyanın kurallarını öğrendim.
Kuralları ve kuralların istisnalarını öğrendim.
Temel kuralları ve onlardan türetilen kuralları öğrendim.
Zorunlu olmayi öğrendim.
Toplumsal olabildim.

Ben oldum: zorunluluklar başladı.
Kendi ellerimle yiyebilecek duruma geldim:
üstümü başımı kirletmekten kaçınmak zorunda kaldim.
Başkalarının yaşam biçimlerini benimseyebilecek durumu geldim:
kendi ters yaşama biçimimden kaçınmak zorunda kaldım.
Sıcağı ve soğuğu ayırt edebilecek duruma geldim:
ateşle oynamaktan kaçınmak zorunda kaldım.
İyiyi kötüden ayırabilecek duruma geldim:
kötülükten kaçınmak zorunda kaldım.
Oyunu kurallarına göre oynayabilecek duruma geldim:
oyunun kurallarına aykırı olmaktan kaçınmak zorunda kaldım.
Yaptıklarımdan doğru olmayanları görebilecek
ve bu görüşe göre davranabilecek duruma geldim:
kötü davranmaktan kaçınmak zorunda kaldım.
Cinsel gücümü kullanabilecek duruma geldim:
cinsel gücümü yanlış kullanmaktan kaçınmak zorunda kaldım ...."

Peter Handke'nin bir tiyatro oyunundan alıntıdır.

29 Mart 2011 Salı

Zeki...

Cenaze namazı 4 tekbir ile kılınırmış bugün bunu öğrendim.

İlk tekbiri alıp dua okuduk. Ben sadece dua okumadım. Okulun o ilk gününü düşündüm. Tüm eğitim hayatım boyunca 8 okul değiştirdim. Bende şöyle bir şey var, okulda ya da kursta ilk kimle tanışıp muhabbet edersem onunla arkadaşlığım uzun süreli olmuyor. Her seferinde ilk gün tanıştığım kişi hakkında "ne iyi biri lan, daha ilk günden iyi bir arkadaş buldum" diyorum ama çok geçmeden ne gıcık biri olduğunu anlıyorum. Ama Zeki öyle değildi. Bu tuhaf istatistiği bozan tek kişiydi.

Boş sınıfta bir tek o vardı. Merhabalaştık. Okulun ilk günü diye fazla gelen giden olmadı bütün gün muhabbet ettik. Servislere binme vakti gelmişti. Baktım aynı servise binmişiz. Yarım saat sonra aynı durakta indik. Meğer bizim evden iki sokak ötede oturuyormuş. Bir yıl boyunca en iyi arkadaşım oldu. İlk tanışıp da bağlantımı kesmediğim tek insandı Zeki.

İkinci tekbiri alıp dua okuduk. Karşımda beyazlar içinde yatıyordu. O an aklıma "Çılgınbatur" geldi. Çılgınbatur bir at. Diğer bütün atlar gibi onun da güzel bir adı var. Bembeyaz bir at. Bir gün öğleden sonra okuldan kaçıp internet kafaye gitmiştik. Yolda ganyan bayi görüp içeri girdik. Hayatımda ilk defa bir ganyan bayine giriyordum. 6'lı oynamaya yeltendim ama ilk koşuyu kaçırmışız. Ancak 3'lü oynayabileceğimi öğrendim. İlk ayağa en yüksek puanlı tek atı yazıp geçtim. İkinci ayakta da aynısını yaptım. 3. ayakta gene en yüksek puanlı atı yazdım. Ordan Zeki "Çılgınbaturu da yaz bence" dedi. "Neden lan" dedim. "Ben bu atı duyduydum" dedi. Atın puanı 0 (sıfır)'dı. "Tamam madem" diyerek o atı da ekledim 20 küsür atın koştuğu son ayağa. Sonra ordan ayrılıp internet kafeye gittik. Bana mirc'e girmeyi öğretti Zeki.

Üçüncü tekbiri alıp dua okuduk. "Beynimi sikim" diyordum kendi kendime. Neden daha önce gitmedimki ziyaretine. Dünya'nın en aptal adamıyım. Çocuk aylardır Antalya'da kanser tedavisi görüyor ve ben bir fırsatını bulup gidemedim. Yakınlarından durumunun kötüleştiğini öğrendim, üstelik beni soruyormuş "Umut gelmeyecek mi" diyormuş. Hemen Salı gününe biletimi aldım. İçinde birlikte olduğumuz bir fotoğrafı Pazartesi günü çoğaltıp çerçeveletip ona hediye olarak götürecektim. Kısmet olmadı, Pazartesi sabah "Zeki'yi kaybettik" mesajını aldım. Ölümünü bekliyordum zaten ama bir kez daha "Beynimi sikim" dedim.

Son tekbiri alıp omuzlarımızda duran meleklere selam verdik. Sonra tabutu omuzladık. Gömdüler. Üstüne toprak attık. Yasin okundu.

O günkü at yarışlarını evde izlemiştim. İlk iki ayak tutmuştu. Hemen Zeki'yi arayıp "son ayak da tutarsa kazanıyoz lan" dedim ve hemen Trt 4'ü açmasını söyledim. Yarışı sıfır puanlı Çılgınbatur 'beyaz bayrak ayna' yaparak kazandı. Yani çıktığı gibi kimseye geçilmeden birinci oldu. Bu tabiri de o gün öğrenmiştim. Ertesi gün 6.5 liramı alıp 3 lirasını Zeki'ye vermiştim. lise 1 talebesi için iyi paraydı. Bugünün 30 lirası falandır.

Vay Zeki vay...Ölümüyle beni o kadar büyük bir vicdan azabıyla baş başa bıraktı ki anlatamam. Tanıdığım en temiz adamlardan biriydi. Ne yani şimdi ben onun numarasını telefonumdan silecek miyim? Cennete gideceğine eminim ama önce kendimi öldüğüne inandırmam gerekiyor.

23 Mart 2011 Çarşamba

Sen Gittin Adın Kaldı...



" Güzelliğin on par'etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa "


Aşık Veysel, sen benim için hiç tanımadığım dedem gibisin, nedendir bilmem ne zaman seni dinlesem sana dair bir şeyler okusam sanki bir dedenin çocuğa bir masal anlatışı veyahut bir deneyimini anlatışı resmeder gözümün önünde. Bundandır ki ben de seni hep dedem gibi hissetmişimdir.

Sen görme yetini kaybetmiştin, bir çoklarımız bu yeteneğe halen sahip olmasına karşın, hayata sırt çevirebiliyor iken sen daha da sarıldın. İnsancıllığın olsun dünya görüşün olsun tam bir Anadolu insanısın.


Her insan bir gün bu dünyayı terk ettiğinde hatırlanmak ister elbet, dedem sen bunu başardın. 38 yıl geçmiş halen senin şiirlerin okunmakta ve okunacak.


Seninle ilgili bir anımı paylaşmak isterim. 2007 senesinde Rock'n Coke müzik festivalinde Pentagram konserinin sonlarına gelmiştik. Saatler süren konserler art arda gelmiş, yorgunluk insanlarda etkisini yavaş yavaş göstermeye başlamıştı. Kimi şarkılara bir takım insanlar, bir başka şarkıya ise başkaları eşlik edebiliyordu, çünkü o kadar biliyorlardı. Fakat sen bizi o festival alanında ziyaret ettiğin anda yüzlerce kişi hep bir ağızdan en ufak bir takılma olmaksızın uzun ince bir yolda olduğumuzu hatırladık, büyüleyiciydi. Bir an durup baktım etrafıma bu kadar insan bir şarkıyı bu kadar uyumlu söyleyebiliyorsa bu senin büyüklüğünden olsa gerek diye düşündüm.

İşte böyle dedem 38 yıl sonra sen hala hatırlanıyorsun ve yıllar sonra bile hala hatırlanıyor olacağından hiç şüphem yok, en azından ben hayatta olduğum sürece ...


22 Mart 2011 Salı

Amatör Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Türk Dil Kurumu amatör sözcüğünü "bir işi para kazanmak için değil, yalnız zevki için yapan, profesyonel karşıtı hevesli ve meraklı kimse" şeklinde tanımlıyor.

Dünyadaki hiçbir şey amatör olarak yaptığın şeyin tadını veremez. Biraz şanslı, becerikli ve istekli olan amatörler ilgilendikleri alanda profösyonelleşmiş olsalar bile, eğer amatör ruhlarını bir kenara bırakırlarsa yaptıkları işten amatörken aldıkları tadı asla alamazlar. Hangi alanda olursa olsun amatör olmanın dayanılmaz hafifliği, huzuru ve mutluluğu vardır.

Shaktar Donetsk...Geçen sene Uefa Kupası'nı kazandılar. Bu sene de Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final'de Barcelona'yla eşleştiler. Çeyrek Final kuraları çekilirken bir kaç Shaktar'lı oyuncunun hali:


Bu turu geçmelerinin çok zor olduğunun farkındalar. Oysa kimilerine göre gelmiş geçmiş en iyi takım olan 2010'ların Barcelona'sıyla oynamak büyük bir keyif. Ama onlar bu işten keyif alamayacak kadar profösyoneller.

Crawley Town....İngiltere 4. ligine çıkmak için mücadele eden ve geçtiğimiz haftalarda 4. lig'e çıkmayı garantileyen amatör lig takımı. Bu sene asıl büyük sürprizi dünya'nın en eski ve en köklü kupalarından olan İngiltere Federasyon Kupası'nda yaptılar. Kendisinden çok daha üst liglerde yer alan profösyonel takımları tek tek eleyip yarı finale kadar yükseldiler. Yarı finaldeki diğer 3 takım ise Arsenal,Manchester United ve 3. lig ekibi Leyton Orient'ti. Profösyonel düşünen herkes kurada Arsenal ve Menço gibi devler yerine dişine göre olan Leyton'u ister. Ama Crawley Town'lular "300 (Spartalı)" filminde komutan Leonidas'ın savaşmaktan anlamayan ama Sparta'ya yardım etmek isteyen kişiler için söylediği "hevesli amatörler"den başka bir şey değiller. O kadar hevesli ve deliler ki kurada büyük takım çıksın diye totem yapıyorlar ve sonrasında da bunu deli gibi kutluyorlar.

İyi ama bu delice sevinenler Crawley Town'lı futbolcular değil taraftarlar diyeceksiniz. Sizi temin ederim futbolcular da en az taraftarlar kadar kurada Manchester United'ı seçtiklerine sevinmiştir. Amatör olmak zaten taraftırlıktır, taraftar olmaktan kopamamaktır. Profösyonel olan biri asla taraftar gibi hissedemez.

Crawley Town kurada çok istediği Manchester United'ı seçtikten sonra kasabanın amatör gruplarından biri de enfes bir şarkı besteledi. Şarkı'da Manchester'lı Wayne Rooney ve Alex Ferguson dışında, önceki turlarda eledikleri büyük takımlara da mesajlar gönderiyorlar.

Yarı Final maçında deplasman'da, Old Trafford'da, 76 bin kişinin önünde belki de hayatlarının en önemli maçına çıktı Crawley Town'lu futbolcular. Herkes farklı kaybetmelerini bekliyordu ama onlar 1-0 kaybedip elendiler. Ama ne gam! Onlar hevesli amatörler. O sahada bulunan Manchester'lı oyuncular için sıradan bir maç olan o yarı final maçı Crawley'liler için torunlarına anlatacakları büyük bir destandı. Kupa'daki tek mağlubiyetlerini de final'de Arsenal'i yenecek olan Manchester'dan aldılar.

21 Mart 2011 Pazartesi

Adamın Gol Diyor!

Akşam ezanı birkaç dakika önce okunmuştu ve anneler yavaş yavaş çocuklarını eve çağırmaya başlamıştı. Babasından dayak yediğini bildiğimiz arkadaşlar annelerinin lafını iki etmeden maçı yarım bırakarak eve koşmuşlardı. Karşı takımın hırçın çocuğu Atakan “oğlum ben size 5’te devre 10’da biter yapalım demiştim, hava kararıyor nasıl tamamlıcaz şimdi maçı” diyerek ortaya bir soru atmıştı. Gerçekten de hava kararıyordu. Üst direğin olmadığı yan direklerin taşlardan oluştuğu kaleler zar zor görünür olmuştu. Hemen atıldım ve “atan galip yiyen mağlup lan” diyerek maçı resmen yeniden başlattım. Şimdi herkes iki kat daha hırslıydı. Yenilecek bir golün telafisi yoktu.

Karşı takımın kalecisi Celal bizden 3-4 yaş küçüktü. Daha ilkokul 1’e gidiyordu ve sahanın en ufak boylusuydu. Panter gibi kaleciydi. Her maç toplara uçmaktan pantolonları yırtılırdı.

Karşı takımı resmen ablukaya almıştık. Biz onlardan daha hırslıydık çünkü “gol atan galip” maçına geçmeden önce 12-8 gerideydik. Bir anda maçı kazanma umudumuz olmuştu yani. Gerçek bir duvarla duvar pası yaparak rakipten bir adamı geçmiştim. Topu yanımdaki inanılmaz yetenekli arkadaşım Burak’a aktarmıştım. O da topu ite kaka kale önüne kadar getirip kaleye vurmuştu. Celal her zaman ki gibi yine kurtarmıştı. Fakat gerilerden gelen futbolla pek alakası olmayan zayıf ve gözlüklü bir arkadaş -ki ilerleyen senelerde önce fen lisesini sonra da tıp fakültesini kazanacaktı- topa öyle bir vurdu ki top önce apartmanın birinci katının balkon duvarının altına sonra da kaleci Celal’in hemen üzerinden direk kaleye girdi. Biz gol diye sevinirken rakip takım hemen ‘celal’lenerek önce “duvardan gelen top gol olmaz” sonra da “kalecinin boyunu aştı” tezleriyle golün sayılmaması gerektiğini savundular. Her iki tezlerinde de haklılardı ama bizim takımdan onları dinleyen yoktu. Resmen sevinç yumağı olmuş zıplıyorduk. Hatta içimizden birisi önlük yakasını çıkarıp mendil yapmıştı ve halay başı olarak bize halay çektiriyordu. Karşı takım ise kudurmuş gibi golün sayılmaması gerektiğini anlatıyordu. İşte o an minik Celal’den o sihirli ve mahalle maçlarındaki tartışmalı pozisyonlara noktayı koyan cümle duyuldu: “bence goldü abi”. Bir kaç saniye süren sessizlik bizim takımın zafer çığlıklarıyla kesildi. Artık tartışılacak bir şey kalmamıştı çünkü kendi adamları gol diyordu. “Adamın gol diyor oğlum biz napak adamın kendi gol diyor” diyerek yeniden halay pozisyonunu aldık. Halay çeke çeke uzaklaştık. Neden sonra arkamı dönüp baktığımda kaleci Celal'i takım arkadaşlarından papara yerken gördüm. Maç boyunca inanılmaz kurtarışlar yapan, pantolonunu takımı için yırtmaktan çekinmeyen Celal bir anda hain ilan edilmişti. O günden seneler sonra Mustafa Denizli’nin Hıncal Uluç’u kast ederek söyleyeceği “içimizdeki İrlandalılar” tabirindeki suçlayıcı söylem şimdi bizim Celal’in yüzüne vuruluyordu. Celal artık bizim takım için “enayi” karşı takım için ise “aptal”dan başka bir şey değildi. Ama gerçekten öyle miydi ya? Şimdi burada durup ahlak felsefesinin temel kavramlarına vurgu yaparaktan Celal’in “gol” itirafının sosyolojik boyutlarını incelemeyeceğim. Ama sizi temin ederim Celal’in o boynu bükük hali beni fazlasıyla üzmüştü ve o günden sonra adım atışmaları akabinde gerçekleşen adam seçimlerinde ilk olarak hep Celal'i kendi takımıma seçmeye başlamıştım. Celal benim için artık bir simgeydi. Tüm vücudundan yediği oklara aldırmadan Bizans surlarına ilk sancağı diken Ulubatlı Hasan’dan farkı yoktu Celal’in benim için. O günden sonra takımıma yeteneğe bakmaksızın hep iyi niyetli ve dürüst kişileri seçmeye başladım. Ayı Yogiler, Scooby Doo’lar ve Gerçek Kötülerin yarıştığı “laff-a-lympics” çizgi filmindeki ayı yogiler gibiydik artık. Kaleci Celal ise bizim sevimli ve dürüst ayı Bobo’muzdu.

İşte böyle sevgili dostlar. "adamın gol diyor" isimli bu blog'un amacını, önemini, kuramsal çerçevisini ve yöntemini kavram ve terimlerle anlatmak yerine bir anı ile anlatmayı yeğledim. Bu blog’da da bizler olan biten aleyhimize de olsa, tüm şimşekleri üzerimize de çeksek düşündüklerimizi “enayi” ya da “aptal” yaftası yemeyi önemsemeden aynı ufak Celal gibi yüksek sesle söyleyeceğiz. Her ne kadar adı öyle gibi görünse de bu yalnızca bir futbol blog’u değildir. Bununla birlikte bizler diyoruz ki:

“Bugünün profesyonel futbolcuları zamanın mahalle maçlarında “adamın gol diyor” cümlesinin özneleri olabilselerdi, bugün saatlerce hakemlerin tartışıldığı programlar olmazdı.”

Evet, az önce uydurduğumuz bu aforizma bugünün endüstriyel ve kirli futbolu karşısında çok iyimser dursa da bizler buna inanıyoruz. Dürüstlük büyük bir erdemdir ve sadece dürüst olanlar adil oynayabilirler.

Velhasıl-ı kelam, mahalle maçı tadındaki bu blog'u hayda bre bismillah diyerek açıyoruz...