Bir mahalle
maçında taşın hemen yanından geçen topa ‘gol’ dememle başladı benim hikayem.
Bak işte adamın gol diyor diye rakip oyuncular itiraz edene beni gösterdiler
ve ben; hep o parmağın ucundaki oldum.
O güne
kadar maçlara çağrılmayan yeteneksiz ben, bir anda bütün maçlara çağrılır
olmuştum. Rakip takımdaki arkadaşlar tarafından daha bir istenir olmuştum.
Rakibin topuna niye gol diyorsun diyen şişman mahalle kalecisiyle, yaşça büyük
aferin lan diyerek kafama vuran mahalle abisinin arasında kalmıştım. Maçlara
adam seçerlerken oynayamıyor ama iyi çocuk onu da çağıralım dendi benim için.
Hakkımda uslu bir çocukluk sonrası komşuların ne iyi çocuk demelerinden sonra
ilk defa dış dünyadan birileri bana iyi dedi ve ben iyi olmak nedir düşünmeye
başladım.
Sonra mahalle
büyüdü; mahalle maçları bitti. Toprak sahalar gitti yerine kat karşılığı
binalar yapıldı. Top oynayacak alan bulamayan biz; bizim olanı sattığımız için top
sahasına para ödeyip sahip olduk bir süreliğine. Ve o bana doğrulan ilk
parmağın laneti hiç üstümden kalkmadı.
İlköğretimi
bitirdim liseye gitmen lazım dediler gittim, sessiz içine kapanıp kimseye
karışmayan çocuk oldum. İyi çocuk dediler bana. Sıra üniversitedeymiş
sonrasında ona da gitmek gerekirmiş onu da yaptık. Dersleri pek iyi olmasa da
iyi çocuktur bu dediler; iyi niyetli en
azından dediler.
Hayat devam
etti, çok şey değişti; bilgisayar her eve girer oldu, Cem Uzan %7 oy aldı,
Osmaniye il oldu. Birilerine göre iyiydim birilerine göre kötü ama top,; metal
kale direklerinin arasındaki beyaz çizgiye de çarpsa, okul çantasından yapılma
kale direklerinin arasından da geçse hep ilk bana bakıldı, bak o hiç değişmedi.
Büyüdüm, birilerinin size iyi demesi sizi iyi biri yapmıyormuş, pek bir işe yaramıyormuş onu anladım; güzel arkadaşlar edinmek dışında ha bir de her maça çağrılmaya…
Çok şey istemedim aslında iyiler kazanır hikayesine inanmak bir de cibicigis marka krem…
