5 Mart 2015 Perşembe

Beşiktaşlı top toplayıcı çocuk





Liverpool maçını ben de Atatürk Olimpiyat Stadında izledim. Son penaltı kaçınca benim de koşacağım alan olsa ben de bu çocuk gibi ağlaya ağlaya koşardım. Futbol artık endüstriyel olsa da Allahtan sevinçlerimiz el emeği göz nuru.

2 Mart 2015 Pazartesi

Yalnızlık

Aşk üstüne binlerce söz söylenmişse bir o kadar da yalnızlık üstüne söylenmiştir. Keşke birileri çıkıp derlese de biz de okusak kim nasıl tarif etmiş yalnızlığı. Ben sizin için bir kaç tanesini yazayım. Edip Cansever sözgelimi, "bir kişi bile değilim yalnızlıktan" demiş. Bu gerçek bir yalnızın sözü olmalı. Cemal Süreya "yalnızlık bir ovanın düz oluşu gibi bir şey" demiş. Yani, ona göre yalnızlık kaçınılmazdır, insan özünde yalnızdır. Turgut Uyar ise "hangi cebini karıştırsan yalnızlık" derken bana göre hem kapitalizm eleştirisi yapıyor hem de yalnızlık realitesinden dem vuruyor. Cahit Zarifoğlu "ah şu yalnızlık" demiş, "kemik gibi ne yana dönsen batar". Sezen Aksu "yalnızlık senfonisi" şarkısında "yalnızlığım pusu kurmuş yollarıma beklemekte" derken yalnızlığı kalleşlikle anlatır. Bu böyle uzar gider. Şimdi "o bunu demiş bu onu demişi bir kenara bırak da sen ne diyorsun yalnızlık üstüne, öyle ya bunca şairin yalnızlık hakkında söylediklerini boşu boşuna buraya yazacak değilsin, belli ki senin de yalnızlık üstüne bir sözün var, çıkar şimdi ağzındaki baklayı" dediğinizi duyar gibiyim. Öyleyse ben de "yalnızlık, uzağa giden topu, atanın getirme hali" diyorum. Evet bu, yani uzağa atılan topun, topu uzağa atan tarafından getirilme durumu bana göre müthiş bir yalnızlık halidir. Hepimiz yaşamışızdır. Topu almaya gitmesi ayrı yalnızlık, topu kucaklayıp kalabalığa geri dönmesi ayrı...Bilmiyorum belki de sadece bana öyle geliyordur. Hele de maç ıssızda yapılıyorsa.  İnsan bir an önce topu kapıp yalnızlığını bitirmek ister.

Uzağa atılan topu en az 2 kişi almaya gitsin...

28 Ocak 2015 Çarşamba

İyilik


Bir mahalle maçında taşın hemen yanından geçen topa ‘gol’ dememle başladı benim hikayem. Bak işte adamın gol diyor diye rakip oyuncular itiraz edene beni gösterdiler ve ben;  hep o parmağın ucundaki oldum.

O güne kadar maçlara çağrılmayan yeteneksiz ben, bir anda bütün maçlara çağrılır olmuştum. Rakip takımdaki arkadaşlar tarafından daha bir istenir olmuştum. Rakibin topuna niye gol diyorsun diyen şişman mahalle kalecisiyle, yaşça büyük aferin lan diyerek kafama vuran mahalle abisinin arasında kalmıştım. Maçlara adam seçerlerken oynayamıyor ama iyi çocuk onu da çağıralım dendi benim için. Hakkımda uslu bir çocukluk sonrası komşuların ne iyi çocuk demelerinden sonra ilk defa dış dünyadan birileri bana iyi dedi ve ben iyi olmak nedir düşünmeye başladım.

Sonra mahalle büyüdü; mahalle maçları bitti. Toprak sahalar gitti yerine kat karşılığı binalar yapıldı. Top oynayacak alan bulamayan biz; bizim olanı sattığımız için top sahasına para ödeyip sahip olduk bir süreliğine. Ve o bana doğrulan ilk parmağın laneti hiç üstümden kalkmadı.

İlköğretimi bitirdim liseye gitmen lazım dediler gittim, sessiz içine kapanıp kimseye karışmayan çocuk oldum. İyi çocuk dediler bana. Sıra üniversitedeymiş sonrasında ona da gitmek gerekirmiş onu da yaptık. Dersleri pek iyi olmasa da iyi çocuktur bu dediler;  iyi niyetli en azından dediler.

Hayat devam etti, çok şey değişti; bilgisayar her eve girer oldu, Cem Uzan %7 oy aldı, Osmaniye il oldu. Birilerine göre iyiydim birilerine göre kötü ama top,; metal kale direklerinin arasındaki beyaz çizgiye de çarpsa, okul çantasından yapılma kale direklerinin arasından da geçse hep ilk bana bakıldı, bak o hiç değişmedi.



Büyüdüm, birilerinin size iyi demesi sizi iyi biri yapmıyormuş, pek bir işe yaramıyormuş onu anladım; güzel arkadaşlar edinmek dışında ha bir de her maça çağrılmaya…
Çok şey istemedim aslında iyiler kazanır hikayesine inanmak bir de cibicigis marka krem…